Haberler

 

 

 

İçme Suyunda Denizanası

Marketten aldığı içme suyundan denizanası çıktı

 Kocaeli'nin Gebze ilçesinde yaşayan bir vatandaş aldığı hazır sudan deniz anası çıkınca şaşırdı. Arapçeşme Mahallesi'nde bir marketten aldığı 10 literilik hazır suyun içinde denizanası parçacıkları olduğunu öne süren oto tamircisi Yusuf Şentürk, konuyla ilgili bilgi almak için firmanın Düzce'deki dolum tesislerine kadar gitti.

Dağıtıma gitmeyen imha edildi
Yusuf Şentürk, fabrikaya gittiğinde, kendisini kimya mühendisi olarak tanıtan birisi ile konuştuğunu söyledi. Şentürk, "Suyun içinde denizanası parçaları var. Daha hiç kapağını açmadan Düzce'deki fabrikaya gittiğim. Kimya mühendisi, 06.06.2008'de üretilen tüm hazır sularda böyle sorunlar çıktığını, dağıtıma gitmeyenlerin imha edildiğini söyledi. Ancak dağıtıma çıkanları toplatamadıklarını söyledi.
Halkın sağlığı ile oynanmaz. Bir sıkıntı varsa sadece eldekiler değil dağıtılanlar da toplanmalıydı" diye konuştu. Söz konusu firmanın yetkilileri konuyla ilgili açıklama yapmazken, Şentürk, gerekirse yasal yollara başvurarak şirket hakkında şikâyetçi olacağını söyledi.

Bugün

18 Ağustos 2008 / 10:44

 

 

Yaşamımızdaki katil plastikler…
Yüzyıllar boyu avuçlarımızdan içtik onu, sonra çeşmelerden ve kirlendi dünya. Musluklardan akana güvenemez olduk. Şişelere hapsettik. Cam şişe olsa sorun yoktu ama petrolden yaptığımız plastik şişelere doldurduk. Ve “pet şişe” dedik adına…

Uzun bir süredir biz Kıbrıslıtürkler de plastik şişe ve plastik damacanalardan içiyoruz suyu. Kirlettiğimiz doğadan geçip gelen suya güvenemiyoruz. Halbuki Avrupa çeşmeden içiyor suyu. Almanya, Avusturya, Hollanda, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde arıtma tesislerinden evlere ulaşan su güvenle içilebiliyor. Bu ülkelerde pet şişe suları çok pahalı. Çeşme suyu, ya da cam şişelerde satılan maden suları tercih ediliyor.

Neden mi? Çünkü plastik şişelerde bulunan “BDA” ya da Bisfenol A” özellikle sıcakla temas ettiği zaman açığa çıkıyor ve sıvılarla karışarak vücuda giriyor. Bu madde vücuda girdiği zaman özellikle prostat ve meme kanseri riskini artırıyor.

DAMACANALARDAKİ ÖLÜMCÜL RİSK…

Evlerimize ya da işyerlerimize aldığımız damacanaları en çok 60-70 kez kullanmalıyız. Peki ama bizde bu rakamı denetleyen bir merci var mı? Belki de bu damacanaları binlerce kez kullanıyoruz. Hem de çoğu zaman yazın adeta yanan ülkemizde marketlerin önünde sıcağın içinde kaç gün beklediğini bilemeden…

Evlerimize aldığımız plastik damacanalardaki suyu hemen cam kaba ya da testiye boşaltmak zorundayız, ama biz ne yapıyoruz? Su sebillerinde günlerce bekletip kullanıyoruz. Dahası sebillere takılan ısıtıcılarla çoğu zaman bu suyu ofislerimizde plastik bardaklara doldurup çay kahve olarak servis yapıyoruz.

Avustralya’nın Bundanook kasabasında, sakinlerin isteği üzerine pet şişe kullanımı 2009 Ekim ayında yasaklandı. Amerika’nın birçok yerinde de özellikle tek kullanımlık pet şişeler ya yasaklandı ya da bu konuda çalışmalar sürdürülüyor.

Yani dünya artık pet şişelerden ve plastik damacanalardan kurtulmanın yollarını arıyor. Uzmanlar musluk sularının arıtılmasının insanlara pet şişelerden 1000 kat daha ucuza mal olduğunu belirtiyorlar.

Şimdi “Ağız tadıyla artık su da mı içemeyeceğiz?” diyorsunuz.

ÜRPERTEN ARAŞTIRMA SONUÇLARI…


BPA’nın insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğunu gösteren yüzlerce araştırma var ve bunların sayıları her geçen gün artıyor. BPA hormon sistemini bozan bir maddedir. BPA’nın kadın seks hormonlarının etkilerini artırdığı; erkek seks ve tiroit hormonlarının etkilerini ise azalttığı saptandı. BPA işleyen fabrikalarda çalışan erkeklerde sertleşme, erken boşalma ve cinsel isteksizlik problemleri olduğu belirlenmiştir. BPA’nın öğrenme ve davranış üzerine olumsuz etkileri olduğu, saldırganlığı artırdığı ve öğrenmeyi güçleştirdiği de bilinmektedir. Farelerde yapılan denemelerde BPA’nın prostat büyümesine, sperm konsantrasyonunda azalmaya ve erken ergenliğe yol açtığı da belirlendi... BPA, eşcinsellik, obezite, diyabet, astım, kalp-damar hastalıkları ile de ilişkilendirilmekte, kadınlarda meme, erkeklerde prostat kanseri riskini artırdığı da ileri sürülmektedir. En önemlisi de genler üzerine olan etkileri ve olumsuzluklarının sonraki nesilde daha belirgin ortaya çıkması olasılığıdır. BPA ile ilişkilendirilen diyabet, obezite, kalp hastalıkları, astım, karaciğer hasarı, meme ve prostat kanseri gibi pek çok hastalık vardır.

Dünyada ve ülkemizde patlayan kanser olaylarının nedenleri aslında o kadar içimizde ki… İçtiğimiz suda, yediğimiz gıdalarda ve yaşadığımız çevrede… Gerçek olan şu ki, doğal yaşamdan uzaklaştığımız her an aslında tuzaklarla dolu bir dünyaya yolculuğa çıkıyoruz.

Su gibi en temel ihtiyacımız olan bir konuda artık yerel yönetimleri zorlamak zorundayız. Sularımız arıtılmalı ve musluklarımızdan sağlıklı su akmalıdır. Su şişeleri artık pet şişe yerine cam şişeye geçmek zorundadırlar.

 PET ŞİŞE KULLANIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?

Pet şişeler bir kez kullanılıp atılmalı.
Plastik su şişeleri buzluğa konulmamalı. Arabada bırakılan pet şişedeki sular tüketilmemeli.
 Plastik şişeler dondurulmamalı. Bu durum plastik içindeki Dioksin’i açığa çıkartmaktadır. Dioksin denilen kimyasal maddenin 
kansere neden olduğu, özellikle göğüs kanserine yol açtığı biliniyor.
Eve alınan damacanalardaki su hemen bir cam kaba, ya da plastik dışı bir kaba boşaltılmalı. Su oradan alınıp tüketilmelidir.

Yaşamımıza giren plastikler içinde en önemlisi de BPA ihtiva eden biberonlardır.Sayısız araştırma, bebek ve çocuk sağlığının BPA yüzünden ciddi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü BPA içeren plastik biberon, şişe ve yiyecek kaplarına sıcak bir sıvı veya yiyecek konulduğunda BPA kaptaki sıvıya geçiyor. Anneler kesinlikle cam biberon kullanmaya dikkat etmelidirler.

Her plastik şişede “Bisfenol A” bulunuyor mu? Kullandığınız plastik şişelerin altına bakın. Oklardan yapılan üçgen içinde bir rakam göreceksiniz. Bu rakam 3 veya 7 ise bu plastiktir ve “Bisfenol A” içermektedir. Cama benzeyen plastik biberon, bardak, tabak, çatal, bıçak ve karıştırıcı gibi birçok üründe de Bisfenol A olduğu belirtiliyor.

Ve bu plastiklerin doğaya fırlatılması, doğada sirkülasyona girememeleri de çevre kirliliği adına bir başka büyük felakettir ve o da bir başka yazının konusu olacak boyuttadır.
Dr. Filiz Besim
Kaynak: http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=38965&z=17 - 10/01/2012 - YENİDÜZEN

 

 

Suyla ilgili ilginç gerçekleri, Memorial Ataşehir Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı ile konuştuk. Prof. Dr. Kavaklı, bize su hakkındaki gerçekleri anlattı.

Su, yaşam için gereken en önemli madde. Bu yüzden su, hayattır. Su, kendi içinde farklı maddelerin koku ve tatlarını barındırabilir. İnsan ve hayvanların, suyun içilebilirliğini anlamak için duyularının gelişmiş olması bu yüzden. Kaynak suyu veya mineral su diye bilinen tat, suyun içinde çözülmüş olan minerallerin tadı. Saf su (H2O) tatsızdır. Bu yüzden, kaynak veya mineral suyunun saflığı, suyun içinde zararlı (toksik) maddeler, kir, toz veya mikrobik organizmalar olmadığının göstergesidir.

Kaliteye özen

Su; hidrojen ve oksijen atomlarından oluşur. Yanısıra, suda kalsiyum, magnezyum, sodyum klorür gibi birtakım mineraller de var. Kalsiyum ve magnezyum en önemlileridir. Bunlar, normal su içeriğinde bulunması gereken maddeler. Sudaki kalsiyum oranının zayıf olması bu suyla beslenen bebeklerin iskelet sisteminde zayıflıklara yol açabilir. Ama kalsiyumun fazlası da iyi değil. Çok kalsiyumlu suyu tüketmek hassas kişilerde böbrek taşı oluşturabiliyor.

Bir de nitrit, kurşun, cıva gibi suda bulunmaması gereken maddeler var. Nitritin suda çok az olması, doğal; ancak oranı yüksek olmamalı.

Biyolojik bakteriler ve mikroplar da suya karışabiliyor. Bu maddelerin bulunması, suyun kirlendiği anlamına gelir. Kurşun, vücuttaki tüm organ ve dokuları etkiler. Bu ağır metale en duyarlı olan, merkezi sinir sistemidir. Kurşun, ayrıca böbreklerde ve bağışıklık sisteminde de hasara neden olmaktadır. Avrupa Birliği standartlarına göre, içme veya kullanma suyunda 1 litrede 0.01 miligramdan (0.01 ppm’den) fazla kurşun bulunmaması gerekir.

Terkos ve şebeke suyu kontrollüdür; ancak içme suyu kalitesi farklıdır. Şebeke sularında yapılan analizlerde, toksik maddeler arındırılır. Biyolojik arıtma ise suya konulan klor ile sağlanır. Sebze-meyve yıkama ve yemeklere katılan sulara bu açıdan dikkat edilmelidir. Biyolojik bakteriler ve mikropların suya karışması ile kolera gibi salgınlar olabilir. Sebze ve meyveleri yıkadığımız suya biraz sirke konularak yarım saat bekletilmesi ile bakteriler yok edilir. Gelelim ‘su’yun gerçeklerine:

Su içememek diye bir hastalık yok

Suyu içememe gibi bir hastalık olmaz. Su içmeyi reddetme, yutkunma zorluğundan dolayı sadece kuduzda olabilmektedir. Midesi bozulan, kusan, yemek borusu ya da sindirim sisteminde hastalığı olanlar, su içmek istemeyebilir. Ama bu durumun aksine, daha çok su içme hastalığı vardır. Örneğin şeker hastalarında... Çünkü sık idrara çıkılması, su tüketme ihtiyacını artırır.

Sudan sebeplere dikkat!

 

Suyun sadece yararları değil, zararları da var. Sudan geçen hastalıklar da olabiliyor. Kolera, dizanteri mikropları (amip basil), tifo, paratifo gibi hastalıklar, koli gibi basit ishal yapan durumlar gastroentroitlere sebep olan, su ile bulaşan enfeksiyon hastalıklarıdır. Toksik nedenlerle sular ve su ürünleriyle bulaşarak hastalığa yol açarlar. Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi kirli suda bulunan cıva, kurşun gibi toksik maddeler, akut bir belirti vermeden vücutta birikir, böbrek yetmezliği gibi zararlara sebep olur.

Aşırısı zehirleyebilir

Su zehirlenmesi, böbreğin kapasitesi üstünde su içildiğinde meydana gelir. Kanın sıvı volümü artar, kan basıncı yükselir. Baş ağrısı, bulantı, kusma gibi zehirlenme belirtileri başlar. Bu durum, hormonal nedenlerle de oluşabilir. Örneğin; kanser olayında idrar söktürücü hormon, yüksek oranda salgılanırsa idrar azalır ve vücutta su tutulması meydana gelir. Buna ‘uygunsuz ADH sendromu’ denir. Günde 8-10 bardak sıvı alımı yeterli.

Zayıflatmaz

Su tüketmek, geçici tokluk yaratabilir ama fazla tüketmek de zararlı. Yemekten önce su içmek kişide geçici şişlik yapar, idrara çıkınca geçer. Protein ya da yağlı gıdalar 2-4 saat midede kalmaktadır. Su, için böyle bir şey söz konusu değil. Kişi açlığını su ile geçiriyor, sonra da yemiyorsa metabolizması ona uygun olduğu için zayıflıyordur. Su içerek idrarla yağ atılamaz. Su ile yağ eritilemez.

İdrar renginden sıvı ihtiyacı anlaşılmaz

İdrar koyuluğuna bakarak su içme ihtiyacı olup olmadığı anlaşılmaz. İdrar koyuluğunun altında yatan başka sebepler de olabilir. Susuz kalan vücut, su atılımını, yani idrarı azaltır. Bu durumda idrar az olur ama içeriğindeki maddeler yoğundur. İşte idrarın koyu olmasını sağlayan budur.

Plastik kapta saklamayın

Su, toprak ya da cam kaplarda saklanmalı. Eğer saklanılan su yosunlaşmaya başlayarak yeşil renge dönmüşse içinde organik madde var demektir. Midye, balık gibi su ürünlerinin tüketimine de dikkat etmek gerek. Bunlar cıva ya da kurşun içeriyor olabilir. Kıyı balıklarında kirlenmeler olabildiği için derin dip balıklarını tüketmeye dikkat edilmelidir.

Oran azalmamalı

İnsan vücudunun yüzde 70-75’i su. Bu orana kan, hücre içi ve dışı tüm sular dahil. Buna ‘total vücut suyu’ deniyor. Bu oran eksildiğinde vücut otomatik olarak belirti vererek su tüketilmesi ihtiyacını belirtiyor. Vücut suyu azaldığı zaman ve kayıp telafi edilememişse “dehidrasyon”, yani “sıvı kaybı” meydana gelir. Sıvı kaybı; ishal, idrar, terleme gibi aşırı sıvı kaybettiğinizde ve bu sıvı kaybından doğan ihtiyacı karşılamadığınızda oluşur. Su kaybı olduğu zaman beyinde bulunan susama merkezine uyarı gönderilir. Böylece biz susadığımızı hissederiz.

Daha doğrusu,sağlıklı kişide vücut, su ihtiyacını belli eder. Sağlıksız kişide ise bu durum değişir. Örneğin çok su içme isteği, yani polidipsi oluşabilir. Polidipsi olmasını sağlayan sebepler endokrin hastalıklar, diyabetes insipidus (şekersiz şeker hastalığı), psikojen polidipsi, nefrojen diyabet insipidustur. Şekersiz şeker hastalığında kişi günde 3 litreden fazla idrar çıkarması nedeniyle bunu karşılamak için bu miktardan fazla su içer. Psikojen polidipsi hiçbir sağlık sorunu olmadığı halde sadece stres, heyecan gibi durumların etkisiyle aşırı su içme durumudur.

Örneğin; sınava gireceği için kişi litrelerce su içer ve idrara çıkarabilir. Nefrojen diyabet insipidus’ta ise; böbrek suyu kontrol edemez. Böylece kişi çok fazla idrara çıkar. Reflü hastalığı olanlar yemek arasında ya da hemen sonrasında su içmemelidir. Bu reflünün artmasına sebep olacaktır. Lifli gıdalarla birlikte günde 8 bardak suya yakın tüketim yapmak, kabız olasılığını azaltır.

(11.12.2010 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

 

 

 

25 Eylül 2008 Perşembe, 12:24 STAR GAZETESİ

DAMACANALARA DİKKAT

Bir dahaki sefer su satın alırken evinize gelen plastik damacananın altına dikkatlice bakın. Eğer damacananın altında üçgen geri dönüşüm logosu içinde 3 veya 7 rakamını görüyorsanız bu damacanalar sağlığınız açısından tehlike yaratıyor anlamına geliyor. Bu geri dönüşüm işareti, damacananın yüksek oranda kimyasal madde içerdiğini gösteriyor. Özellikle de vücuda iki kat daha fazla zarar veren 'biesphenol A' nın yüksek olduğunu gösteriyor. BPA olarak da bilinen 'biesphenol A' kalp sağlığınızı bozuyor ve diabet riskini iki kat arttırıyor. ABD'deki Peninsula Tıp Fakültesi’nde yapılan araştırmalar, BPA'ların karaciğer rahatsızlıklarıyla da bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. İngiltere Gıda Standartları Enstitüsü'nün açıklamasına göre gün içinde almış olduğunuz BPA miktarının vücut ağırlığınızla dengeli bir uyum içinde olması gerekiyor. Sahip olduğunuz kilo başına günde 50 mikrogram kimyasal madde 'normal değer' olarak kabul ediliyor. Yani eğer vücut ağırlığınız 60 kilogram ise gün içinde alabileceğiniz en üst limitin 3000 mikrogram olması gerekiyor. Bu rakamın üstüne çıktığınız anda kalp, diabet ve karaciğer riskiniz iki kat artıyor. Yüksek kolesterol, kan şekeri düzensizliği, yüksek kan basıncı, kanser ve nörolojik problemlerle de bağlantılı olduğu düşünülen BPA’nın vücuda zararı araştırılmaya devam ediliyor. Amerika'da sağlıklı insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda altı yaş üstündeki her on kişiden dokuzunun risk taşıdığı ortaya çıktı. Çünkü gün içinde kullandığınız birçok plastik malzeme BPA içeriyor. BPA kimyasal maddesi bebek biberonundan plastik şişelere kadar yüzlerce plastik malzemede bulunuyor. Konserve kutuları ve hatta CD’ler de buna dahil. Eğer suyunuzu damacana veya şişeler içinde Bu rakam damacananın BPA içermediğini gösteriyor.

 

Ads Su Arıtma

 
 

  Toplam Haber:1

 

  [1]

 

 

Online:  1 Bugün:  8 Toplam:  231183 İp Numaranız:  3.235.172.123